300 Spartalı ve Yeni Anayasa

BALKAR SELÇUK

Çarşamba (27.03.2013) günü yaklaşık 300 Türk aydınının imzaladığı bir bildiri deklare edildi. Öğrendiğimiz kadarıyla bildiride deklare edilenler üç maddeden ibaret:

1- Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve sahibi olan Türk milletinin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasa’dan çıkarılamaz.

2- Devletimizin eşit ve şerefli üyeleri olan aziz vatandaşlarımız, ırklara ve mezheplere ayrıştırılamaz

3- Anadolu coğrafyasında Selçuklu ile başlayın Osmanlı ile devam eden Türk Milleti’nin kesintisiz egemenliğini esas alan büyük Atatürk’ün kurduğu milli devlet yapısı ortadan kaldırılamaz.

Bu 300 aydın birçok farklı ekolden geliyorlar ama kendileri İslamcı da olsalar, liberal de olsalar, milliyetçi ya da ulusalcı da olsalar fark etmez. Temel refleksleri, var olduğunu iddia ettikleri Türk üst kimliğini korumak. En azından yaşanacak olan bu anayasal dönüşüm sürecinde ortaya başkaca etnik yapıların çıkmasını önlemek.

Bir Çerkes olarak bu 300 Spartalının ülkeleri ve kimliklerini korumak adına ortaya koydukları bu üç maddeye temelden bazı itirazlar yöneltmek niyetindeyim. Çünkü deklarasyonun daha ilk maddesindeki “Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve sahibi olan Türk milleti” ibaresini yanlış buluyorum. Bu ülkenin kurtuluş savaşında Türk halkı hiçbir cephede ve hiçbir zaman Çerkeslerden daha çok savaşmadılar ve daha çok ölmediler. Oysa bu bildiri daha ilk baştan bu ülkenin kurucusu ve sahibi olarak Türk etnik tanımını koyarak bu gerçeği yok saymaktadır. Bu sözlerimize itiraz edeceklere kısaca şunu söyleyelim. Türk kurtuluş savaşı aynı zamanda Türkiye Çerkeslerinin de kurtuluş savaşıdır. Dahası Türk Kurtuluş savaşı Çerkesler için de bir iç savaştır: (Ethem ve Anzavur Olayları!)

Cümlenin devamına gelirsek: “Türk milletinin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasa’dan çıkarılamaz.” denilmektedir. Eğer Türk milletinin adı Anayasa’dan çıkarılmayacak ise bu ülkenin kurucu unsurlarından olan Çerkes milletinin adı da bu Anayasa’da yer almalıdır. Çünkü Türkiye Türkleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde Çerkeslerden daha çok savaşmadılar. Dolayısıyla bu Anayasa eşitlik sağlayacaksa ülkeyi kuran bütün milletler için eşit olmalıdır. Gerekiyorsa kurucu unsurların tamamı adıyla zikredilmelidir. Nitekim Çerkesler Ürdün devletinin Anayasal olarak kurucu milletlerindendirler. Yani yazınca oluyor bu… Ya tüm kurucu milletler Anayasada zikredilmeli, ya da hiçbir etnik isim zikredilmemelidir.

***

Deklarasyondaki ikinci madde ise en az ilki kadar kabul edilemezdir: “Devletimizin eşit ve şerefli üyeleri olan aziz vatandaşlarımız, ırklara ve mezheplere ayrıştırılamaz.” denilmektedir. Halbuki yeni hazırlanacak Anayasa’da Türkiye’de yaşayan milletlerin ve mezheplerin tanınması bir zorunluluktur. Çünkü Türkiye’de yaşayan Alevi ve Sünni gibi dinsel etnisiteler ve Türk, Kürt ve Çerkes gibi milletler zaten yapay ve uydurma değil, gerçektirler. Dolayısıyla yeni Anayasa’da bu etnisitelerin adlarıyla anılmaları bir ayrıştırma değil gerçeğin kabulünden başka bir şey olmayacaktır. Şerefli oldukları söylenen vatandaşların etnisitelerinden korkmak anlamsızdır.

***

Deklerasyonun üçüncü ve son maddesi ise Tarihi gerçeklerle örtüşmemektedir. Nitekim madde: “Anadolu coğrafyasında Selçuklu ile başlayın Osmanlı ile devam eden Türk Milleti’nin kesintisiz egemenliğini esas alan büyük Atatürk’ün kurduğu milli devlet yapısı ortadan kaldırılamaz.” denilmektedir.

Oysa Anadolu’da Türkiye Türklerinin hakim ve egemen olduğu kadar Çerkesler de hakim ve egemen olmuşlardır. Nitekim Çerkes Memlükleri yüzlerce yıl Adana, Antep, Maraş gibi bölgelere hakim olmuşlardır. Çerkes Memlüklerin bu hakimiyeti Sivas, Malatya ve Kayseri’yi ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer illeri de kapsamıştır. Dolayısıyla Anadolu’da Çerkeslerin’de egemen olduğu yüzyıllar yaşanmış ve zaten Osmanoğulları İle Çerkes Memlük Devleti Anadolu’daki bu hakimiyet kavgası nedeniyle 5 kez savaşmışlardır.

Dolayısıyla, Anadolu’nun tamamında Selçuklular ve Osmanlılar zamanında kesintisiz bir Türk hakimiyetinin var olduğu tezi doğru değildir. Kaldı ki Anadolu’nun yasal varisi olan Karamanoğulları yıkıldığı güne kadar Çerkes Memlük devletiyle ittifak halinde olmuştur. Osmanlının Çerkes Memlük devletiyle yaptığı savaşlar ve Mısır’ın alınması bir fetih değil işgaldir.

***

Yine : “…büyük Atatürk’ün kurduğu milli devlet yapısı ortadan kaldırılamaz.” denilmektedir. Bu tanım muğlak ve tartışmaya açıktır. Türkiye Cumhuriyeti kuruldu günden bu yana birçok kez Anayasa’sı değiştirilmiş dolayısıyla devletin içyapısı da değiştirilmiştir. Kaldı ki şu an yaşanan temel sorunların hepsi Atatürk tarafından kurulan milli devlet yapısının beslediği sorunlardır. Bu nedenle de bu devlet yapısının mutlaka değişmesi gerekmektedir. Kaldı ki bu devlet sadece Atatürk tarafından kurulmamıştır. Diğer Kurucu Babalar da  (Çerkes Ethem ve Kazım Karabekir vb.) Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki yerini almalıdırlar.

SELÇUKLU VE OSMANLIYLA BAŞLAYAN DEVLET GELENEĞİ BUNU HEP YAPIYOR!

Bu topraklarda Oğuz Türklerinin Selçuklu devletiyle başlattığı devlet kurma geleneğinin nerdeyse hiç aksatmadan gerçekleştirdiği bir şey var. Bu şey o kadar köklü ve güçlü bir gelenek ki üzerine ciltler dolusu yazsanız bitmez.

O da, devleti kuran unsurların devlet kurulduktan sonra yok edilmesi geleneğidir. Nitekim Selçuklu devletini Oğuzların Kınık boyu ile Türkmenler kurmuştur. Ama devlet kurulduktan sonra Türkmenler tasfiye edilmeye başlanmış bu uğurda Bizanslılardan bile asker alınmış ve Türkmenler, savaşlar ve katliamlarla sindirilmişlerdir: bkz. Babai İsyanları. Aynısını Osmanlı Devleti de yapmıştır. Osmanlı Devleti’ni Oğuzların Kayı boyu ile Türkmen aşiretleri kurmuştur. Ve Osmanlı Tarihi boyunca Türkmenlerin yaşadığı katliamlar ortadadır.

Aynı refleks Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında Çerkesler, Kürtler ve Aleviler dahil her milletten ve etnisiteden destek alan ve daha düzenli bir ordusu bile yok iken ve elde sadece Çerkes Ethem’in Kuvay-i Milliyesi var iken, Anadolu’nun kurtuluş savaşına sonradan katılan, Mustafa Kemal tarafından, Cumhuriyetin kuruluşunun ardından diğer tüm etnisitelere sadece ve sadece Sünni ve Türk olma hakkının tanındığı görülmüştür. Bu kez de ülkenin kuruluşunda canla başla savaşan tüm unsurlar ve özellikle de Yeniçeri Ocağının yok edilmesinden bu yana Osmanlı Ordusunda her zaman büyük bir ağırlık kazanan Çerkes milleti de dahil olmak üzere diğer tüm halklar silah zoruyla veya sürgünlerle sindirilmiş, göçürülmüş ve susturulmuşlardır…

Hasılı bu gün içinden geçmekte olduğumuz şu kritik zamanlarda yukarıdaki deklerasyonu imzalayan 300 kadar aydın, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden beri devam eden ve Mustafa Kemal’in tek başına kurduğu iddia edilen Türkiye Cumhuriyeti’nce de hakkıyla uygulanan, eşitlikçi olmayan devlet geleneğini yücelterek önümüzdeki yıllarda da Türk Devlet geleneğinin asimilasyoncu, inkarcı ve yok edici reflekslerini korumasını Anayasal teyminat altına almayı hedeflemektedirler. Öyleyse Çerkes halkı bu hazırlanan metni yok saymalı ve yeni Anayasa sürecine daha aktif bir şekilde katılmaya devam etmelidir.

BU YENİ ANAYASA BİR SENED-İ İTTİFAKTIR VE ÖYLE OLMALIDIR!

Sened-i İttifak (1808) Osmanlı devlet geleneği tarafından hazırlanan ilk Anayasa’dır. Ve temel de Padişahın sınırsız haklarını sınırlandıran bir yapıya sahiptir. Bu önümüzdeki dönemde hazırlanacak olan yeni Anayasa ise Türkiye Cumhuriyeti’nin Sened-i İttifak’ı olmak zorundadır. İttifak halinde Türkiye’de yaşayan tüm milletler ve etnik yapıların hakları bu yeni Anayasayla teminat altına alınmak zorundadır.

Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden bu yana sadece Türk ve Sünni kimliklerini tanıyan, diğer tüm kimlikleri ya yok eden ya da asimile eden yahut ta sindirmeye çalışan Ulus Devlet’i ve onun savaş makinasını ve bürokrasisini durdurmak mümkün olabilecektir.

Çerkesler açısından yeni Anayasa bu nedenlerle hayati derecede önemlidir.

Post Views: 15

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir