Pınarbaşı’nı da Sivas’a Bağlayın Madem!

BALKAR SELÇUK

Geçenlerde hükümet açıkladı, 11 il daha büyükşehir olacak. Muhalefet buna farklı tepkiler verdi. Ulusalcı ve Türkçü kanat bunu hayra yormadı. Fiilen özerkleşecek bölgeler oluşturulduğunu iddia ettiler. Kürtçü kanat ise “yetmez ama evet” düzeyinde bile değil. Onlar tam bağımsız olana kadar şimdilik tam bir özerklikten yanalar. Ellerindeki son genç ölene kadar da savaşa devam edecekleri kesin. “Öldürebiliyoruz, o halde savaşa devam” diye özetlenebilecek bir siyaset anlayışları var.

Her neyse… Bunlar bizi herkes kadar ilgilendirir ya da hiç kimse kadar ilgilendirmez.

Mademki yeni bir döneme giriliyor, mademki il ve ilçelerin yapıları değiştiriliyor ve yeni bir sütrüktür inşa ediliyor; o zaman bir zahmet şu Pınarbaşı’nı da Sivas’a bağlayın artık!

Ya da Tarımsal Desteklemeleri İl Bazında Değil de İlçe Bazında Verin!

Efendim Pınarbaşı’nın konusu tamamen ekonomiktir. Ne ulusal, ne etnik, ne de bölgeseldir. Gerçi var orada da etnik bir şeyler ama orada “kimlik”  “öteki” üzerinden değil de “kendisi” üzerinden kurulduğundan şu anda kronikleşen bir sıkıntı yok.

Ama artık Kayseri’nin, bu İç Anadolu’nun en azından kendi hinterlandını sömüren yapısından Pınarbaşı’nın kurtarılması gerek diye düşünüyorum.

En azından aradaki dengesizliğin ve uçurumun fark edilmesi ve buna göre bir tarım politikasının belirlenmesi gerekmektedir. Aslında ve esasında şu Türkiye, Kayseri kadar eşitsiz ve bencil bir şekilde kalkınan başka bir kente sahip değildir belki de. Kayseri o kadar açgözlü ve bencil ki, tam dört adet üniversiteye kavuşmasına rağmen henüz Pınarbaşı’nda bir Meslek Yüksek Okulu bile açılmış değil.  Aslında Pınarbaşı Kayseri’ye ya da direkt Türkiye Cumhuriyetine bağlı değil de sadece Allah’a bağlı gibi. İşi Allah’a kalmış, yağmur yağar, ayaz olmaz, bir de dolu vurmaz ise işler yolunda demektir. Ama işte -bu sene olduğu gibi- hem yağmur yağmaz, hem de ayaz keserse işi iş Pınarbaşlı’nın. Hele bir de Uzunyaylalıysanız tam Alahlıksınız demektir. Sadık Yakut gibi, patates eken tüm Avşar köylerine sulama sistemi getiren bir “Hökümet Böyükleri” de yok onların. Onların tek şansı işler kesat giderse göçü toplayıp Kayseriye göçmek. Sonrası kolay zaten; namazında niyazında müslüman ve kapitalist bir fabrikacının ırgatlığını yapmak.

Siz hiç dikkat ettiniz mi Kayseri’de sabahın erken saatlerinde on numara yağ yakan eski 302 otobüsler yollardan fabrika işçilerini taşıyarak sanayie giderler. Şahsen ben Uzunyaylalıların bu tezgaha düşüp asgari ücretle Müslüman kapitalistler tarafından sömürülmesinden ise, kendi köyünde kendi arazisinde modern araçlarla tarım yapmasını isterdim. Ama bunun en büyük engeli Kayseri’nin kendisidir. Kayseri’nin büyümüş görünen yapısı ve sözüm ona gelişmiş ekonomisidir. Kayseri’nin gelişmesinden Uzunyaylalı’ya ne! Uzunyayla tarımla, Kayseri sanayi ile geçiniyor. Ama Kayseri güya sanayide geliştiği için tarımsal desteklemelerden Uzunyaylalılar mahrum kalıyor. İşte tam da bu nedenle ya tarımsal destekler ilçe bazında düzenlensin, ya da Pınarbaşı Sivas’a bağlansın.

Gerçi Pınarbaşı kadar çelimsiz, Pınarbaşı kadar gelişmemiş, Pınarbaşı kadar beter ve pıyrım pıyrım bir ilçe Sivas’ta da yok ama en azından Sivas ve ilçeleri de tarım bazlı bir ekonomiye sahip.

İki Benzemez İnsan Tipi Gasserili ve Uzunyaylalı

İnsan kendi gözleriyle görünce daha farklı oluyormuş demek ki. Ama bir şeyin bu kadar altının çizilmesi bir insan tipinin bu kadar genelleştirilmesi ve stereotipinin yaratılması ve bu stereotip üzerinden bir kent milliyetçiliğinin üretilmesi doğrusu çok dramatik. Çok uluslu bir firmanın Kayseri’de açılacak çoklu mağazalar sisteminin bilbordlara konan reklamlarından söz ediyorum. Hani şu “Kayserili anasının gözüdür”, “Kayserili ne yavrudur ki, kazık yemez hiç” ya da “Kayserili hep naniktir” dercesine “göz kırpan ve hin hin gülen kız ve oğlanlar” dan oluşan resimleri Kayserinin tüm bilbordlarına asan zihniyet her halde en çok Uzunyaylalıların dikkatini çekmiştir.

Çünkü bu çok uluslu şirketin yeni konsept gereği bir kentin tamda göbeğine konup kentten kazandığı paraları uluslararası markaların kasalarına doldurmak için böylesi uyanıkça bir sırt sıvazlamasına girmesini ancak “ticaretten anlamayan, hiç de öyle anasının gözü olmayan ve “hin oğlu hin esnafsın birader, bilirsin işini sen” dolduruşlarına gelmeyen ve gerçekten de çok kötü ticaret yapan Uzunyaylalılar anlar ancak. Kayserililerin bu bilbordlar hakkında ne düşündüklerini bilemem ama Kayseri’deki Uzunyaylalıların bu reklamlardan hiç hazzetmediklerini biliyorum.

Bir insan tipi olarak “uyanık”, “kentli” ve “hin” olmanın neresi reklamı yapılmaya değer anlamış değilim. İşin tadını kaçırmış bu reklam şirketi. Reklamlar hem zekadan yoksun, hem de körün gözü hesabı. Gerçi tüccar olmak biraz da uyanık, kentli ve hin olmakla mümkün zamanımızda. Ama ne olursa olsun bu övünülecek bir şey değil.

Neyse ki bizim Uzunyaylalılar hala Kayserinin en güzel ve iflas eden en şaşalı şirket batırmalarına imza atan insanlar. Belki de bu genetiktir ya da çevresel faktörlerle de açıklanabilir, bilemiyorum orasını.

Bir Uzunyayla Sorunsalı olarak Ticaret Yapamamak ya da Çerçiliğin Acınası Halleri

     Belki de her şey feodaliteden kaynaklanıyordur. Uzunyaylalılar esnaf deyince akıllarına eskiden Uzunyayla da köy köy gezip mal satan Çerçiler geliyor akıllarına. Öyle bir mal satamama, ürünle arasına ilginç bir resmiyet koyma halleri var Uzunyaylalılarda. Hatta ben bu sene danışmanlığını yaptığım bir firmadaki iki kardeşe ikisi de aynı mekanda iken şirket hisselerini bile söyletemedim. Büyük olanı salondan çıktı da sonra hisselerini söyleyebildiler. Şirket danışmanı olarak bana bile hisselerini söylerken sıkılan bu insanların Kayseri’de tutunması başarı yani.

     Bir de bunlarda seni görünce, işi, tezgahı bırakıp ticaret yapmıyormuş gibi yapanları var. İstanbul’da bir akrabayı  ziyarete gitmiştim. Adam beni görünce tezgahı bırakıp kaçmıştı. Ticaret yapmak alıp satmak bu kadar mı hor görülür birader? Ama böyle işte, malzeme bu.

     Ama her halde Kayseri’de Uzunyaylalı olarak yaşayan ve hem ticaret yapan hem de para kazanamamak için sürekli kendisine kazık atan en Uzunyaylalı kim derseniz bunun cevabı bence Tok Faruk olurdu. Aslında durumu öyle kötü değil, tezgah yerinde, depoda mal var yani. Ne bileyim standlar dolu ama gel gör ki Faruk Bey’de ruhunu Kayseri’nin esnaf ağzına teslim etmeye direnen bir şey var.

     Kaç kere söyledik kendisine abi şu kapıya arada bir “Cumaya gittim gelicem” yazısı falan as. Yada hiç okumasan da büronun orta yerine, gazetenin Z.A.M.A.N. yazan kısmı her yerden görülecek şekilde katlayıp masanın üstüne bırakıver diye. Ama dinletemedik. Onda hep “Sizin mahalle baskınızı yerim ben” edası var.

     Eskinin güzel Çerkesleri eski atlara binip gittiler demişler. Doğru değil bu, çevremizde az da olsa hala onlardan var, çok şükür.

Post Views: 4

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir