KUŞHA FARUK ÖZDEN
Şenıbey ile ilgili anlatılanlar, çocukluğumun hayal meyal hatırladığım anılarını arasındadır.
Hatırlayabildiğim kadarıyla, önce ‘Şenıbe Cevdet mülkünü Kürtlere satıyor, hem de çok iyi bir fiyata’ diye bir haber duyulmuş. Sonra köylüler ‘Kürtleri köyümüze sokmayız’ diye tavır geliştirmişler. Ancak köylüler, Şenıbe Cevdet’in mülkünü alacak birikime sahip olmadıkları için de, daha kolay bir seçenek olan silahlı mukabeleye yönelmişler. Sonrasında karşılıklı silahlı çatışmalar meydana geldiği ve iki taraftan da ölenler olduğunu anlatırlardı. Olayların ardından aileler bir bir mülklerini satıp köyü terk etmeye başlamışlar. Bir müddet sonra da Şenıbey tamamıyla Kürt köyüne dönüşmüş ve artık Türkçe adı ile yani Eski Yassıpınar olarak anılmaya başlamış…
***.
Yukarı Boran ve Kırkgeçit, yani Yelıhuey ile Jigeyakue de aynı şekilde sessizce el değiştiren köylerimizden. Ve bugüne kala kala sadece Çerkesçe adları kaldı yadigar. O köylerin sakinleri ise başka Uzunyayla köylerine yerleşerek ”xexes”, yani birer yabancı oldular.
Önemli bir bölümü Kayseri’de Argıncık veya Mahrumların ilk sakinleri olurken, birkaç aile Ankara Akdere’de veya İstanbul Çağlayan’da buldu kendilerini.
Böylece büyük şehirlerdeki Uzunyaylalı gettolarının temellerini de atılmış oldu.
***
Ramazan bayramının birinci günü Uzunyayla’nın Kılışbihable/Kılıçmehmet Köyü’nde yaşananları haber sitelerinde okumuşsunuzdur. Pınarbaşı’ndan, köyleri Kılışbihable’ye dönen gençler, daha önce takıştıkları ve köylerinden 4-5 dönüm kadar bir yer almış şahsın silahlı saldırısına maruz kalmışlar. Bereket ki ilk atıştan sonra tutukluk yapan silah daha kötü sonuçların doğmasını önlemiş. Olay, sadece iki kişinin saçmalarla yaralanmasıyla gerçekten ucuz atlatılmış.
Öldürmek kastıyla Çerkes gençlerine ateş eden şahıs ise yakalandıktan kısa bir süre sonra sevk edildiği mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış.
***
Bu olayın içinde dikkat çeken birkaç husus var:
– Bunlardan birincisi, komşularına kızarak veya üç kuruş daha fazla vereni tercih ederek yabancıya mülk satılması olayıdır ki hadiselerin esas başlangıç noktası da budur aslında.
– İkincisi, birilerinin, küslerin barıştığı bayram gününde dahi böyle bir olaya cüret edebilecek kadar gözünün dönmüş olduğunun ortaya çıkmış olmasıdır,
– Bir diğeri, öldürmek kastıyla silahla ateş açan birisinin mahkemece kolayca serbest bırakılmasıdır,
– Bir başkası, olayın uzun zamandır üzeri örtülmüş olan Çerkes-Afşar sürtüşmesini hortlatma sinyalleri vermesidir,
– Sonuncusu da AKP Milletvekili Sadık Yakut’un takındığı tavırdır…
***
Bizim köylülerden bazıları komşularına kızınca Şenibey olaylarına hatırlar, ”Şeytan diyor ki sat tarlalarını Kürtlere, Şenıbey’de olduğu gibi hepsinin hakkından gelsinler” derlerdi. Derlerdi de kimse öyle yapmazdı tabiî. Böyle bir uygulamanın onlarca aileyi istemeden yerinden edeceğini, kalanlarla gelenlerin işi silahlı çatışmalara kadar vardıracağını ve ardından gelecek ölümler ve felaketlerle işin iyice zıvanadan çıkacağını iyi bilirlerdi… Kimse de böyle bir vebalin veya sorumluluğun altına girmek istemezdi doğal olarak.
Nitekim daha sonraki yıllarda tüm bu korkulanlar Maharhable / Yukarı Karagöz de yaşandı ve neticede üç cana mal oldu.
***
Küslerin dahi barıştığı bayram gününün barışçı atmosferinin, Pınarbaşı gibi küçük sayılabilecek bir Orta Anadolu ilçe merkezinde bile göz ardı ediliyor olması ayrıca düşündürücüdür.
Peki, senden olmayana öldürmek kastı ile saldırmak ve kurşun sıkmak bu kadar mı kolay?
Geçmişte Pınarbaşı’nda Çerkes-Avşar çatışmaları okulda veya sokakta gençler arasında olur, araya yaşlıların girmesi ile de ortalık yatışırdı.
80 öncesi siyasi ayrışmaların keskin olduğu dönemlerde dahi silahlı çatışmalar yaşanmamışken, şimdi insanları tetik çekmeye kadar götüren bu ne kin ve nefretin kaynağı gerçekten nedir acaba?
Hele saldırganın yakınlarından birinin hastaneye kadar teçhizatlı gelip orada bekleyenlere bıçakla saldırması nasıl izah edilebilir ki?
Bir tarafta şiddet sarmalına kapılmış ve 19 yy Amerikası’nda olduğu gibi kendi toprağını korumak gerekçesi ile şiddet de dahil her şeyi meşru sayan bir zihniyet; öte yanda bin bir mazeret uydurarak basın bildirisi okumak gibi gayet meşru bir hakkı bile kullanmaktan korkan bilinçsiz bir kitle…
Ve de bu hakkın kullanılmasını engellemek için kılıktan kılığa giren, pesimist, ürkek, adı büyük ama kendi gölgesinden bile korkan tavşan yürekli bir STK.
Halbuki uğranan bir mağduriyeti basın bildirisi okuyarak duyurmak dünyanın bütün ülkelerinde gayet medeni ve demokratik bir eylemdir; ki bazen kolluk kuvvetlerinden cop yemek veya biber gazına maruz kalma riski olsa dahi…
Miting, imza kampanyası, basın bildirisi gibi eylemler, kitlelerin dertlerini, isteklerini veya taleplerini dile getirdikleri günümüzün en demokratik eylem biçimleridir. Bu hakların kullanılmasından niçin korkulur hiç anlaşılır değil…
***
AKP Milletvekili Sadık Yakut için de birkaç kelam etmemiz gerekir.
Bilirsiniz, farklı etnik yapıların bir arada yaşadığı bölgelerde, etnik yapıdan kaynaklanan olaylarda tarafların avukatları da o etnik guruptan veya siyasi görüş olarak o guruba yakın olanlardan seçilir. Bilindiği gibi Yukarı Karagöz’de yıllar önce üç cana mal olan olaylarda karşı tarafın avukatlığını Sadık Yakut üstlenmişti. İşte o Sadık Yakut son olayda kendisine yaralıları ziyaret edip geçmiş olsun demesi teklif edildiğinde, “Adi bir yaralama olayı, beni bu işlere karıştırmayın” deme gafletini gösterebilmiştir. Bu tavrı siyaseti hala kavrayamadığının göstergesidir. Suya sabuna dokunmama tavrı amatörlüğünden veya geçmişte takındığı tavrın ezikliğini hala üzerinden atamamış olduğunu gösteriyor. Eğer Yakut profesyonel bir politikacı gibi davransa idi, ortalığı yatıştırmaya girişerek ve arabuluculuğa soyunarak iyi pirim toplayabilirdi. Ne diyelim, onun da olayları okuma kapasitesi bu kadarmış demek ki.
***
Komşularına sinirlenen veya satılığa çıkardığı tarlayı üç kuruş fazla veren yabancıya satan birinin nelere sebebiyet verebileceği bu olayda bir kez daha görülmüştür.
Herkes bu olaydan kendine ders çıkartmalıdır.
İlk çıkarılacak ders de herhalde, konulara çıkarlar veya duygusal eksende değil de, aklıselim ile yaklaşılması gerektiğidir.
Post Views: 5
