Geç Gelen Adalet, Adalet Değildir

MURAT ÖZDEN

Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve özgürlükler konusunda katedilen mesafeler maalesef arpa boyu ile ölçülebiliyor.

Üzerinden yüz yıl geçmiş olan Ermeni soykırımını “sözde” diye ifade eden bir toplum neyle, nasıl yüzleşebilir ki?

2015 yılında Türkiye çok büyük yaptırımlarla karşılaşırsa, çok büyük bir travma yaşanacak. Bununla ilgili ne devletin, ne entelektüellerin, ne de üniversitelerin bir planlaması var.
Cumhuriyet kurulduğundan beri yirmibeş kez baş kaldıran Kürtler’le yüzleşemeyen, sorunları sadece kanla ve ezerek çözmek isteyen bir devlet ve toplum ne ile yüzleşebilir ki ?
Marmara Bölgesi Çerkesleri’nin tamamını sürmeyi planlayan ve bunu yürürlüğe koyan, Çerkeslere “hain” damgası vuran bir devlet Çerkesler’le nasıl yüzleşebilir ki?

Dersim’de binlerce insanı katleden, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, sadece Alevi oldukları için insanları katleden bir anlayış Aleviler’le nasıl yüzleşebilir ki?
Varlık vergileriyle gayr-ı müslimlerin bütün mal varlıklarına el koyup, Aşkale’ye taş kırmaya gönderen, 6-7 Eylül olaylarıyla malvarlıklarını talan edip ülkede gayr-ı müslüm bırakmayan bir anlayış gayr-ı müslimlerle nasıl yüzleşebilir ki?
Ancak temel hak ve özgürlükler konusunda arpa boyu ile de olsa bazı mesafeler alınıyor.
12 Eylül darbesiyle hesaplaşmaya başlanmış olması tarihi bir önem arz etmektedir. 4 Nisan’da 12 Eylül’ün sağ kalan iki generalinin yargılanmaya başlamış olması çok önemlidir. Fakat yetersizdir.
Dönemin bütün sorumluları yargı önüne çıkarılmalıdır.12 Eylül dönemindeki işkenceci polisler, emniyet müdürleri ve subaylar da yargılanmalıdır.

Diyarbakır  Cezaevi’nde, Mamak’ta, Metris’te ve ülkenin tüm cezaevlerinde emir aldığı için işkence yapmış erler de özeleştiri yapıp, pişmanlıklarını dile getirmezlerse 12 Eylül’le hesaplaşma ve yüzleşme sağlanamaz.
28 Şubat süreciyle de hesaplaşmanın başlamış olması son derece önemlidir. 28 Şubat’ın heybetli generali Çevik Bir ve onun suç ortakları da şimdi yargı önünde hesap verecekler.
Tektipleştirmeye tabi tutulmuş toplumun bütün kesimleri, artık uygulanan politikaların yanlış olduğunu kavrıyor, dile getiriyor. Bu politikaların mimarları ve  uygulayıcılarından hesap sorulmasını istiyor. Bu süreç Türkiye’de demokrasinin gelişimi açısından son derece önemli ve değerlidir.
Çerkesler de bu sürecin dışında kalmadılar ve kalmayacaklarını da gösterdiler.
2011 yılının Şubat ayında oluşturulan ÇHİ (Çerkes Hakları İnisiyatifi) Çerkes sorununun görünür kılınması ve çözüm yollarının ortaya konması için meydanlara çıkma kararı aldı. Bu süreçte bütün kurumlar ve oluşumlar ve kanaat önderleri tek tek ziyaret edildi. İşbirliği ve güçbirliği teklifi götürüldü. Ancak bu süreçte bütün kurumlarımız ve oluşumlarımız sınıfta kaldı.
İçinde yaşadığımız Türkiye Toplumu 12 Mart ve 17 Nisan mitingleri, 25-26 Şubat Derbent Çerkes Çalıştayı’ndan sonra “bu ülkede Çerkesler de varmış ve sorunları varmış” dedi.
Bu süreçte sorunlarımızı bizim dışımızdaki insanların da sahiplenebileceğini öğrendik.
Bu arada demokratik açılım sürecinde yapılan çalıştayları görünce devlet nezdinde hiçbir itibarımızın olmadığını da öğrendik. Ve “Sizin yapacağınız Çalıştaya ihtiyacımız yok” deyip kendi çalıştayımızı kendimiz yaptık.
150 yılda sürgün ve soykırım diyebilmeyi yeni öğrendik.
Haynepe (ayıp) sözcüğünün asimilasyona hizmet eder bir biçimde kullanıldığını yeni öğrendik.
Asıl haynepenin hak talep etmek değil, yok olmayı kabul etmek olduğunu öğrendik.
Onun için hemen, şimdi kimliğimizi ve ona bağlı tüm temel hak ve özgürlükleri istiyoruz.
Çünkü Çerkes Halkının bir gün bile beklemeye tahammülü yoktur.
Versinler televizyonun kaynağını, üç ay içinde 7 gün 24 saat Çerkesce yayın yapacak televizyonu kurmaya hazırız!
Versinler Çerkesce öğretmen kadrolarını, biz dilimizi ve kültürümüzü onarıp yaşatmanın yollarını bulmaya hazırız!
Haklarımızın, anayasal ve yasal güvenceleri ile birlikte kaynaklarını da istiyoruz!
Üstelik gecikmeden ve geciktirilmeden.

On yıl, yirmi yıl sonra verilecek haklar çok geç kalmış olacaktır.
Biz bugün istiyoruz, hemen şimdi.
Geç gelen adalet, adalet değildir!
***
Haklarımızı kazanmak, varlığımızı geleceğe taşımak için şimdi de Kayseri’de toplanıyoruz!
29 Nisan’da Kayseri Fuar Önü Miting Alanı’nda hep birlikte haykıracağız:
Yaşasın Halkımız!
Yaşasın Çerkes kalma mücadelemiz!

Post Views: 4

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir