KENAN KAPLAN
Ak Parti iktidarı yeni anayasa yapım sürecini demokratik açılım çalışmalarıyla destekleyerek özgürlükleri önceleyen bir politika izlerken, Oslo sürecinin başarısızlığa uğrayarak deşifre olmasıyla birlikte politika değişikliği yaparak, yeni bir güvenlik konsepti uygulamaya koydu.
Hükümet ve iktidar partisi yetkililerinin açıklamalarından anlaşılıyor ki, yeni güvenlik konseptine göre demokratik açılım sürecinde frene basılacak, taleplerini terör yöntemleri kullanarak gündeme getirmeye çalışanlar muhatap alınmayacak ve bunlarla sonuna kadar mücadele edilecek. Teröristle vatandaş birbirinde ayrılarak ne gerekiyorsa yapılacak.
Demokratik açılım süreciyle yapılması planlanan açılımlar ise yeni anayasa yapım süreci sonrasına bırakılacak. Kısacası yapılacak olan yeni anayasa ile özgürlüklerin sınırları belirlenecek, belirlenen bu sınırlar da yapılacak açılımların sınırlarını belirleyecek.
Ak Parti iktidarının bu politika değişikliğinde iç dinamiklerinin ne denli etkili oldugu son günlerde yaşanan MİT, EMNİYET, YARGI çatışmasıyla ortaya çıkmıştır. Görülmektedir ki ”Ak Parti, devlet ve medya” içinde yapılanmış olan bir organizasyon, iktidarın başta Kürt sorunu olmak üzere azınlıkların sorunlarını barışçı yöntemlerle çözme iradesine karşı koymuş, hatta işi MİT üzerinden Başbakanı yargılatmayı düşünebilecek kadar ileri götürebilmiştir.
AK parti iktidarından bu süreçte yeni açılım paketleri beklemek kendimizi aldatmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Ak Parti ve Ak Parti iktidarı bu süreçte bir iç hesaplaşma yaşayacaktır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yaşananları görmezde gelmesi ve hazmetmesi mümkün değildir. İnanıyoruz ki bu sürecin sonunda demokrasi karşıtları tasfiye edilecek ve özgürlükleri önceleyen politikalar ve açılımlar hayata geçirilecektir.
Yaşanan bu süreç bir turnusol görevi yapmış, kimilerinin gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştır. Bundan sonra ülke insanımız da artık kendini sorgulayacak, inancına hizmet ettiğini düşünürken, aslında nelere alet olduğunun farkına varacaktır. Artık maskelerin ardındaki yüzler deşifre olacaktır.
Evet, bir süreliğine de olsa azınlık hakları ile ilgili açılımlar ne yazık ki askıya alınmıştır. Bu süreçte Çerkesler olarak yapmamız gereken şey özgürlüklerden ve ileri bir demokrasiden yana tavır koyarak Türkiye’nin demokratik dönüşümüne katkı sağlamaktır.
Eğer, dilimizi, kültürümüzü, kimliğimizi yaşatmak, varlığımızı geleceğe taşımak istiyorsak, Çerkes varlığını ve taleplerini görünür kılacak eylemleri ve çalışmaları anayasa yapım süreci boyunca yoğunluk kazandırarak sürdürmeliyiz.
Bizim bu çalımalarımız ve çabalarımız Türkiye’nin demokratik dönüşümüne ivme kazandıracak, demokrasi yandaşlarına güç verecektir.
Her çerkes artık kimlik bilinciyle hareket etmek ve kendi duruşunu kimlik bilinciyle yeniden değerlendirmek zorundadır. Çerkesler olarak artık hata yapma lüksümüz yoktur. Zira, asimilasyon sürecimizde intikaları oynuyoruz.
25- 26 Şubat tarihlerinde Kocaeli Üniversitesi Derbent Uygulama Oteli’nde yapılacak olan Çerkes Çalıştayı, Çerkeslerin varlık mücadelesinde yeni bir dönüm noktası olacaktır. Çerkesler bu çalıştayla; kimlikleriyle var olma ve varlıklarını geleceğe taşıma iradelerini güçlü bir şekilde devlete, hükümete ve siyasi partilere deklare edeceklerdir.
Çerkeslerin Devletle, Türkiye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili bir problemleri yoktur. Çerkeslerin problemi antidemokratik, ulusalcı devlet ideolojisi iledir. Çerkeslerin talepleri tüm ileri demokrasilerde insan haklarının gereği olarak hayata geçirilmiş taleplerdir.
Bu talepleri gerekçe göstererek Çerkesleri bölücülükle suçlayanlar, demokrasiden ve insanlıktan nasibini almamış gerçek bölücüdürler.
Çerkesler, Ruslarla dinlerini, dillerini, kültürlerini,etnik kimliklerini kaybetmemek için verdikleri savaş sonucu soykırıma uğrayarak, zorunlu sürgünle halifenin topraklarına geldiler. Osmanlı için Balkanlarda, Çanakkale’de, Sarıkamış’ta kan verdiler can verdiler. Cumhuriyetin kuruluşuna kanlarıyla, canlarıyla öncülük ettiler. Eğer dillerini, kültürlerini, etnik kimliklerini inkar edecek olsalardı zaten Ruslarla savaşmaz, bu soykırımı ve sürgünü yaşamazlardı. Bu nedenledir ki; kimse bizim etnik kimliğimizi, dilimizi, kültürümüzü inkar etmemizi beklemesin ve bunun üzerine hesaplar yapmasın, gönüllü olarak asimile edilebileceğimizi düşünmesin. Hem zaten bizim asimile olmamız Türkiye’nin lehine değil, aleyhine sonuçlar doğuracaktır. Asimilasyonun insanlık suçu olduğu da unutulmamalıdır.
Çerkeslerin talepleri demokrasinin ve insan haklarının gereği olarak karşılanması gereken taleplerdir ve Çerkesler taleplerinin mücadelesini demokratik yöntemlerle vermektedirler. Kimsenin bu telepleri nedeniyle Çerkesleri karalamaya hakkı yoktur. Yine hiç kimsenin başka bir etnik gurubun taleplerini bahane ederek Çerkeslerin taleplerini görmezden gelmeye hakkı yoktur.
Çerkesler olarak Devlete, Hükümete, Siyasi Partilere sesleniyoruz: Dilimizi, kültürümüzü, kimliğimizi korumamıza yardım edin.
Türkiye’nin, farklılıklarını kabullendiği, sevdiği, korumak için pozitif ayrımcılık yaptığı aydınlık günleri de görebilmek dileğiyle.
Vorepsov Adiğağer!
Post Views: 3
