BALKAR SELÇUK
Pratikte çok zor ancak teoride belki. Hazırlanacak olan yeni anayasanın Çerkesleri olmasa bile Çerkes kültürünü göçebelikten kurtarabilmesi mümkündür. Bu nedenle Çerkes dilinin kültürünün ve en önemlisi de Çerkeslerin kendilerinin var kabul edilmesi gerekmektedir. Sonrasında ulus devletin eğitim kanallarının Çerkeslere açılması gerekmektedir.
Göçebelik ve Türklerin Uzun Göçü
İşte bildiğimiz gibi, Türkler bin yıl önce anayurtlarından çıktılar ve Anadolu’yu yurt edindiler. Anadolu’nun Türk ve Müslümanlaşması ilki 1071 ile başlayan göç dalgasıyla, ikincisi ise Balkan ve Kafkas-Rus Savaşları sonunda Müslüman Türk ve Müslüman Kafkasyalıların Anadolu’ya göçü ile gerçekleşti. Buna bir de yeni kurulan Yunan ve Türk devletlerinin el birliğiyle Anadolu-Adalar ve Yunanistan’daki halkları yurtlarından etmelerini de (mübadele) eklemek yerinde olur.
Türk halkı bu tarihsel süreç içerisinde varlığını daha çok savaşkan göçebe kodlarıyla korudu ve bu silahlı güçler giderek hukukun ilk kurucuları ve uygulayıcıları oldu. Ve Türkler 1071’den şu önümüzdeki Anayasa yapım sürecine kadar daha çok kendi içinden çıkardığı elinde silah olan yapıların koyduğu kurallara uydu. Dolayısıyla Anadolu silahın hukukunu her zaman gerçek hukuk olarak bildi. Son “Silahlı Hukuk” bildiğimiz gibi 1980 yılında faşist askeri darbe tarafından ortaya kondu. Şimdi içine girdiğimiz süreçte belirgin olarak sivil olma ihtimalini içinde barındıran bir üst yapı anayasa yapmaya doğru ilerliyor.
Çerkesler ve Göçebeleşen Çerkes Kültürüne Dair
Çerkes kültürü temelde yerleşik bir kültürdür. En azından Çerkes-Rus Savaşları sonrasında yaşanan soykırımla Çerkesler ülkelerinden sürülene kadar böyleydi.
Çerkeslerin Osmanlı dönemi birçok göç ve savaşı içinde barındırdı ve nihayet Cumhuriyetin ilanıyla Türkiye Çerkesleri savaşlar dönemini kapattı.
1923-1950 arası dönemde savaşsız ve yerleşik düzene geçme eğiliminde olan Çerkesler, 1950 sonrası kentleşme süreciyle yeniden ve geri dönüşsüz olarak kentlere akmaya başladı.
Aslında Çerkeslerin göçebe olarak yaşamaktan hoşlanmadığının ve bir yerde çıkmamacasına yaşama azmi gösterdiğinin en büyük delili 1915 Ermeni kıyımında görüldü. Uzunyayla Çerkesleri sadece bir gün içerisinde Uzunyayla ve çevre köylerindeki Ermenilerin göçürüldüğünü gördüler. Şimdi Uzunyayla Çerkeslerinin yaşadığı bölgedeki onlarca, belki yüzlerce Ermeni köyü bir günde boşaltıldı; ancak, Uzunyayladaki Çerkes köylerinden neredeyse hiç birisi yanı başındaki boşalan Ermeni köylerine yerleşip mülklerin el koymadı. Bu boşalan köylere Türkiye’nin birçok farklı bölgesinden kitleler halinde insan aktı ve Uzunyayla Çerkesleri dışında hemen hemen Türkiye’deki tüm halklardan kolonlar bu boş arazilere yerleşti ya da yerleştirildi.
Sonuç olarak, Uzunyayla Çerkesleri dışında hemen her etnik grup Uzunyayla ve civarında boşaltılan Ermeni arazilerine yerleşti. Şimdi bölgede Ağa olarak bilinen ve mülk zengini olan birçok kişi varlıklarını bu Ermeni köy ve arsalarına borçludur.
Çerkes kültürünün yerleşik bir kültür olduğunu ve Osmanlı-Türkiye Cumhuriyeti döneminde hızla göçebeleştiğini görüyoruz. Yerleşik Çerkes kültüründe, jürisi olan bir hukuk sistemi adaleti sağlardı. Çatışmalar pusu kültürüyle değil, düello geleneği ve kuralıyla çözülürdü. En önemlisi de kişinin hakları toplumun Habze (gelenek) adını verdiği kurallarla garanti altındaydı.
Ancak, 1908 Çerkes Teavün Cemiyeti’nin deneyimini saymaz isek, Osmanlı-Türkiye Çerkesleri anadili eğitimi pratiğine hiç sahip olmadı. Çerkes Teavün Cemiyeti, Kafkasya ve Osmanlı Mülküne 50 kadar okul açtı ve Çerkesce eğitimini sağladı ve bu eğitimler İstanbul merkezli bir sistemin gözetiminde devam etti. Ancak Cumhuriyetin ilanıyla Çerkes Teavün Cemiyetinin tüm faaliyetleri durduruldu ve Cemiyet de yok edildi.
Padişahlığın ve Halifeliğin lağvedilmesi ve Ankara da kurulan yeni Cumhuriyetin İstanbul’a olan nefreti aslında en çok İstanbul Çerkeslerini etkiledi. Taşra Çerkesleri köylerde yaşarken Osmanlının iyi eğitim kurumlarında okuyan, çok dilli ve olabildiğince aydın kadroları içinde barındıran ve Osmanlının son döneminde kurulan etnik cemiyetler içerisinde en güçlüsü ve faali olan Çerkes Teavün Cemiyetini kuran İstanbul Çerkeslerinin sindirilmesi, Türkiye Çerkeslerinin o günden beri içinden çıkmadığı taşralılaşma dönemini başlattı.
Böylece, Çerkesler Osmanlı payitahtına angaje eğitimli ve örgütlü üst yapılarını kaybederken, Ankara’nın etkisiyle Anadolulu ve taşralı kaldılar. DOLAYISIYLA TÜRKİYE ÇERKESLERİ SİYASİ VE KÜLTÜREL EYLEMLERİNİ HIZLA VE YENİDEN İSTANBULA KAYDIRMAK ZORUNDADIRLAR.
Çerkes Dili ve Kültürü Bu Anayasayla Yeniden Yaratılabilir!
Bir süre önce Uzunyayla Çerkesleri ve Khabardey Çerkescesi üzerine bir alan araştırması yapmış ve hemen her çeşit sözlü kültür öğesinden birkaç satır derlemiştim. Bu derlemelerin Çerkes dili ve kültürü hakkında birçok veriyi sakladığını söylemek mümkün. Ancak totalde ortaya çıkan gerçek şudur: ÇERKES DİLİ EN SON KÜLTÜREL ÜRÜNÜNÜ 30-40 YIL ÖNCE VERMİŞTİR. Tabiî bu Uzunyayla Çerkesleri ve Khabardey Çerkescesi için böyledir. Dolayısı ile Türkiye’deki Çerkes dili, bir kültür üretim aracı olarak 30-40 yıl önce ölmüştür. Şu an sağda solda konuşulan Çerkesce ise hızla melezleşmekte ve kelime dağarcığını yitirmektedir…
Eğer Çerkesce eğitim ve yayın için devletin desteğini alamaz ise bu aşamadan sonra kurtarılması mümkün değildir. Çerkesler, kendilerini özenle asimile eden ve bunu yaparken de kardeşlik ve müslümanlık argümanını sonuna kadar kullanan devlet tarafından “var” kabul edilmezlerse, yok olan Çerkes dili ve kültürünü, “Yüce Türk Varlığına” armağan etmenin zamanı gelmiş demektir.
Bu süreçte en büyük tehlike ise sivil görünümlü siyasi kadroların militarist ve ulusalcı alt yapılarının hortlaması olacaktır. Şu anda AKP devlet adına Alevilerle pazarlık yaparak, Kürt ulusalcıları ile çatışarak, Sünni-cemaatçi yapılarla anlaşarak ve Çerkesleri hiç umursamayarak yeni bir anayasa yapım sürecine girmektedir. Dolayısıyla silahı olanın hakkını aldığı siyasi ve ekonomik olarak pres yapabilenin dikkate alındığı bir dönemin yaşanması söz konusudur.
Biz, sivil, temelde göçebe olmayan, ekonomik olarak zayıf, siyasi olarak yok hükmünde olan ve kitlesi KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU’NCA OYALANAN Türkiye Çerkeslerinin tek umudu, yeni anayasanın evrensel hukuk normlarına uygun olarak yapılmasıdır.
Post Views: 4
