EROL KILIÇ KUTELİA
Dünya Abhaz / Abaza Halkları Kongresi bu yıl 20. ci kuruluş yılını Eylül 2012′ de büyük bir törenle kutlayacak. Bu konuda Abhazya Devleti önderliğinde bir tertip komitesi oluşturuldu.
Abhaz halkı, savaş devam ederken tüm dünya diasporasında yaşayan insanlarını anavatanda toplamıştı. İlk kuruluş kongresini Ekim 1992’de savaştan yeni kurtardığı Pitsunda’da yapıyordu.Pitsunda’da kongre yapılacak otelin salonuna giderken Gagra’da olduğu gibi yolun sağ ve solunda toplanmamış cesetler vardı.
Sordum:
– “Cesetler yolda duruyor, niye böyle?”
Aldığım cevap çok enterasandı.
– “Bunları toplamaya vaktimiz olmadı. Ancak topladığımız cesetleri teslim alın diye haber gönderdiğimiz Gürcistan yetkilileri gelip almadı.”
Bu arada şunu da söylediler:
– “Aldıkları ölülerini de helikoptere koyup, Karadeniz’in üzerinde denize atıyorlar.”
– “Niye böyle yapıyorlar” diye sorduğumda,
– “Niye olacak Tiflis anaların ağlamalarını duymak istemiyor, Abhazya’da insan kaybımız yok demek için” dediler.
Savaş esnasında Tiflis yönetimin sergilediği bu tutum, ikinci dünya savaşında Hitlerin Nazi Almanyası ile ne kadar benzerlik gösteriyordu.
***
Pitsunda’da kongre salonu tıklım tıklımdı. Bırakın oturulacak yer, ayakta dikilecek yer bile yoktu. Dünyanın her her yerinden Abazalar gelmişti. Abazalar’ın yanında kardeş Kuzey Kafkas halklarından da gözlemciler vardı.
Salonda siyah renk hakimdi. Bay ve bayan izliyeciler hemen hepsi siyah matem elbiseyliydi.Kimi oğlunu, kimi yeğenini, kimi kuzenini, kimi arkadaşını, kimi sevdiğini kaybetmişti. Ama dimdik ayaktaydılar, onurlu ve ümitliydiler. Abhazya’nın düşman elinde olan diğer kısmını da ergeç kurtaracaklardı.
Açılış konuşmasını ilk cumhurbaşkanı, savaşın başkomutanı VİLADİSLAV ARZINBA yaptı. Hepimize ümit ve azim veren çoşkulu bir konuşmaydı.Halk önderlerini dakikalarca ayakta alkışlarken salonda ağlamayan yok gibiydi.
Savaşta evlatlarını kaybedenlere de söz verildi. Hemen hepsi içtenlikle “vatan sağ olsun” diyordu. Hele oğlunu birkaç gün önce savaşta kaybetmiş
Abhaz tahmadası AÇÜŞBA’nın onurlu duruşunu, veciz sözlerini hiç unutamam.
Bana, kongrenin bildirgesini hazırlıyacak redaksiyon komitesinde görev verdiler. Seçimde başkanlığa profesör Taras ŞAMBA, Genel Sekreterliğe
Arap dünyasını tanınmış yazarı, Orhan PAMUK’un eserlerini arapçaya çeviren Fadıl Cetger ARÜYTA, yönetime de ABD için İnal KAZAN, Karaçay-Çerkes için Gonava MUMİNAT, Oleg ETLİKOV, Aleks HURANOV, Abhazya için Yuri ARGUN, Oleg DEMENİA, Meri İNAPHA, Almanya için Ruhi YAŞBA, Türkiye için de Cemalettin ÜMİT ARZINBA, Recep YILMAZ AGIRBA ve ben Erol KILIÇ KUTALİA seçildik.
Dünya Abhaz/ Abaza Halkı Kongresi sonuç bildirgesi, Birleşmiş Milletler Genel sekreterine, Rusya Federasyonu devlet başkanına, Gürcistan devlet başkanına, Türkiye Cumhurbaşkanına, Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri başkanlarına iletildi. Barış için katkıları istendi.
Kongre oy birliği ile, Dünya Çerkes Birliği’ne üye olma kararını aldı. Kongre yönetim kurulu savaş ortamında gerek ikili ve çoklu temaslarla,gerek yazılı ve görsel basınla Abhazya’nın haklı durumunun her platformda savunmasını yaptı.
Bu süreç içinde kongre yönetim kurulu, Moskova, S.Petesburg, Çerkesk, Kahire, Tunus, Almanya’da muhtelif şehirlerde ve İstanbul!da toplantılar yaptı. Yapılan bu toplantılara diasporamızdan binlerce insan katılıp görüş belirtti.
Toplantılarda biz Türkiye’den gelen delegelere eskortluk, zaman zamanda tercümanlık yapan Şendoğan KAYIT AJÜNBA’da vardı. Gündüz bizimle olurken, gece silahını alıp operasyonlara katılıyordu. Şendoğan uyku nedir bilmiyordu. Sakarya’nın Hendek ilçesinden gelmiş korkusuz bir yiğitti. Anavatanı ateş altında olunca o da vatan görevi için gelmişti. Toplantı sonunda elimdeki küçük bir portatif radyoyu gördü. Ucuz bir radyoydu. İşportadan alınmıştı. Ama iş görüyordu haberleri dinlediğimi görünce,
– Erol abi bu radyoyu bana emanet verirmisin, dedi. Cephede haber dinliyemiyorum, hergün de GUDAVUTA’ya gidip savaşla ilgili haber alamıyorum dedi.
Bu ucuz ve basit radyo ile Temmuz 1992 de Abhazya Parlementosu’nun almış olduğu bağımsızlık kararını dinlemiştim Abhazya’nın karadeniz karasularında. Gagranın kurtarılmasında çok da insanımızı şehit vermiştik bu psikoloji ile Şendoğan’a şunu söyledim:
– “Şendoğan bu radyoyu sana bir şartla emanet veririm, o şartta şu, bu radyoyu sadece senin elinden almak isterim”.
Birbirimize bakıştık ve
– “Tamam Erol abi” dedi.
Radyoyu Şendoğan’a verdim.
***
Aradan yıllar geçti Abhazya gazisi Şendoğan KAYIT AJÜANBA ile İstanbulda Üsküdardaki Kafkas Abhazya Kültür Derneğinde yapılan bir etkinlikte karşılaşık, yanıma geldi selamlaştık ve sözü radyoya getirdi
– “Erol abi Abhazyada bana verdiğin radyoyu geri getirdim, onu sana vereyim”, dedi.
Şendoğan’ın gözünün içine bakarak cevap olarak şöyle söyledim:
– “Şendoğan, o radyoyu sana emanet vermiştim ama artık o radyo emanet değil senin” dedim.
Şendoğan aslında Abhazya’da ne demek istediğimi anlamıştı. Şimdi ise daha iyi anlamıştı.
Emanet verdiğim radyo bir şehitin elinden alınamazdı ancak bir gazinin elinden alınabilinirdi.
Abhazya kahramanı ŞENDOĞAN KAYIT AJÜANBA gazi olmuştu. Benim radyo şimdi bu gazimizde. Emanet değil, benden ona çam sakızı çoban armağanı misali bir hatıra.
Post Views: 15
