KUŞHA FARUK ÖZDEN
İlk kimin kullandığını hatırlamadığım “Alfabe savaşları“ nın uzaktaki borazanı: Mansur Balcı.
“Bizler kırk kişiyiz hepimiz birbirimizi biliriz.”
Yetmişli yıllardaki İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin misafir oyuncularından biri Mansur Balcı. Bizim esas arkadaşlığımız İstanbul sonrası Kayseri’deki siyasi çalışmalarımız dönemine rastlar. Geçmişteki sol siyasi çalışmalarımın mihenk taşı hep Çerkes meselesi olmuştur. O siyasi hareketin Çerkes meselesine bakış şekli nedir? Bizi bir araya getiren siyaset, bir arada tutan da siyaset soslu Çerkeslikti.
Mansur, Kaffed üyesi derneklerin alfabe için yaptıkları basın açıklamalarına yaptığım eleştirilere Nalçik’ten cevap yetiştirmiş; bildiğim kadarıyla kendisi Kaberdey-Balkar’da, yani Rusya Federasyonu’nda yaşıyor…
Benim “önce dersleri takip edecek öğrencileri bulun, ondan sonra hangi alfabe ile öğrenirlerse öğrensinler” söylemimi “Kalleş yumruk” olarak nitelendiriyor.
Be hey gafil!
Öğrencisi olmadıktan sonra hangi alfabe olacak diye tartışmanın ne anlamı var diye sormazlar mı adama?
Tekrarlıyorum art arda basın açıklaması yapan Kaffed üyesi derneklerin bulunduğu şehirlerde dernek kuracak sayıyı oluşturacak kitlesi vardı herhalde. Ama nedense ortaokul seviyesinde Çerkesçe seçmeli sınıfı oluşturacak sayıda çocuk bulunamıyor.
Bizim Çerkesçe’de “doğmamış taya eyer yapmak” veya Türkçe’de “doğmamış çocuğa don biçmek” deyimleri, alfabe eksenli basın bildirilerinin mahiyetini en güzel şekilde ifade ediyor.
Yine Mansur’a döneceğim.
Benim tavrımı “kalleş yumruk“ olarak nitelendirdikten sonra tehdidini eklemeyi de unutmamış: ”…ama bu yumrukların çetelesi tutulur, hesabı sonraya bırakılır.”
Merak ettim, nedir bu sonraya bırakılan hesap?
Sonraya bırakılacak bir şey yok. Balcı’dan ricam eteğindeki taşları hemen ortaya dökmesi.
Mansur, “Önce sınıfları oluşturun, ondan sonra hangi alfabe ile isterseniz okutun” sözümü de tutarlı bulmamış. ”Konuşmasını bildiğimiz bir dilin…” demesine bakılırsa kendisini hala 70’li yıllarda zannediyor. Uzun yıllar Türkiye’de Çerkes toplumu içinde bulunmadığından, 70’li yıllarda olduğu gibi köy veya şehirlerde, evlerde, Çerkes kahvelerinde Çerkesçe konuşulduğunu zannediyor. Artık Çerkes nüfusunun % 80’i Çerkesçe konuşmasını bilmiyor. Eğer bu jenerasyonu da “alfabe savaşlarına” feda edersek Çerkesçeyi öğretecek düzeyde bilen de kalmayacak. Benim feryadım da ondan. Önce öğrenecekleri bulalım -bulunamıyor veya aranmıyor- ondan sonra varsın sizin dediğiniz olsun Kiril alfabesi kullanılsın. Basın açıklamaları ile uğraşacağınıza, alfabe savaşları vereceğinize okutacağınız çocukları bir araya getirin.
Ha, biz önce ADDER’in Latin alfabesini halledelim ondan sonrası kolay diyorsanız -ki genel zihniyet öyle görünüyor- amacınız üzüm yemek değil bağcı dövmek demektir o zaman. Ki o zaman söze gerek yok…
Biraz kişisel bir yazı oldu. Umarım kusuruma bakmazsınız.
Post Views: 21
