MUSTAFA SAADET
Bu konuda iki antlaşmanın son durumları belirlenerek meselenin daha net biçimde algılanması tercih edilmiştir.
1- CENTO (BAĞDAT PAKT)
Türkiye ile Irak arasında 1955 yılında kurulmuştur. Kuruluş sebebi , Sovyetler Birliğinin 1948 yılında Kars ve Ardahan’ı istemesidir. İttifak kurularak Sovyetler Birliği isteklerinin reddedilmesi sağlanmıştır
Daha sonraki tarihlerde Pakistan, İngiltere ve İran‘ın katılması ile ittifak genişlemiş ve CENTO (Central Treaty Organizasyon) adını almıştır. İttifakın kuruluşundan sonra Sovyetler Birliğinin CENTO ülkelerinden hiçbir toprak talebi olmamıştır.
Fakat ,1958 yılında General Kasım’ın ihtilal ile Irakta yönetimi devirmesi üzerine Irak ittifaktan ayrılınca 1979 yılında Pakistan’ın da ayrılması üzerine Cento dağılmıştır.
CENTO dağılmamış olsaydı, sonradan nükleer silahlara sahip olan Pakistan’ın nükleer gücünün etkisi ile ABD Irak’a saldıramaz ve bu günkü İran ABD savaşı da olmazdı.
2- NATO : (Nord Atlantic Treaty Organizasyon )
Sovyetlerin genişleyerek orta Avrupa’ya kadar demir perdeyi indirmesi üzerine 1949 yılında kurulmuştur. 1952 yılında Sovyetlerin tehditlerine karşı korunmak için Türkiye Kore’ye asker göndermek suretiyle ittifaka üye olabilmiştir. NATO’nun halen üye sayısı 32 dir.
İttifakın 5. Maddesi gereğince, üyelerden birinin saldırıya uğraması durumunda diğer üyeler yardım etmek zorundadırlar
Halen varlığın sürdüren ve NATO ve mülga CENTO üyeliği, ittifak harici ülkenin, üye devlete yapılacak bir saldırıya karşı sigorta mahiyetinde idi. Ancak, günümüzde bu sigorta teminatı denilebilecek sistem fiilen ortadan kalkmıştır. Fransa C.Başkanı E. Makron’a göre NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir.
Üyeler, üye olmayan ülkelerin haricinde, üye olan ülkeler tarafından da saldırıya uğramaktadır. Nitekim, ABD NATO üyesi Danimarka’yı Grönland adasını işgal ile tehdit ederek ilhaka yönelerek satılmasını talep etmiştir.
Yine NATO üyesi Kanada’nın 51. eyalet olarak ABD’ye dahil olması için tehditte bulunmuştur.
Balkan Antantı :
1934 yılında Almanya’nın Balkanlardaki yayılmacı politikalarına karşı, Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya tarafından kurulmuş, Yugoslavya ve Yunanistan’ın mihver devletlerine katılması üzerine dağılmıştır
Balkan Paktı :
1953 yılında Sovyetler Birliğinin baskıları üzerine Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya tarafından kurulmuştur. 1954 yılında askeri ittifaka dönüşmüş ve 1960 yılında Türk-Yunan anlaşmazlığı sonucu sona ermiştir.
Günümüzde, teknolojinin gerektirdiği (petrol, gaz ve nadir elementlerin tedarik edilmesi) konularında, tatlı su kaynaklarının temininde rekabet yoğunlaşmış ve bunların sağlanması için güç kullanılır hale gelmiştir. Roma İmparatorluğundan sonra dünyanın en önemli askeri gücüne erişen ABD bu güce istinaden belirtilen kaynakların temini için stratejik ortaklarına dahi saldırmaktadır. Bu konudaki emellerine erişmek için çeşitli planlamalar yapmış ve Büyük Orta Doğu Projesini (BOP) gerçekleştirmeye başlamıştır. Bu projenin gereği Ortadoğu bölgesinde 22 ülkenin sınırlarının değişmesinin gerektiği Dışişleri Bakanı Condalissa Raice tarafından açıklanmıştır. İlk uygulama olarak kimyasal silahlara sahip olduğu yalanı ile Irak’ saldırılarak Saddam öldürülmüş ve ülkenin petrol ve gaz rezervlerine el konulmuştur. Müteakiben Libya’daki ABD elçisinin öldürülmesi bahane edilerek bu ülkenin lideri Kaddafi katlesilerek dünyanın en yüksek gravitesine sahip petrollerine el konulmuştur. Müteakibin de Venezüella lideri kaçırılarak enerji kaynakların el konmuş ve en son da İsrail bahanesi ile İran savaşı başlatılmış olup, diğer petrol ve gaz zengini küçük devletlerin de yapılan anlaşmalar ile enerji kaynaklarına sahip olunmuştur.
Pakistan’dan Fas’a ,Azerbaycan’dan Sudan’a kadar bütün petrol ve gaz üretim ve ticareti ABD’nin kontrolündedir. Orta doğu ülkeleri, ülkelerinde demokratik yönetimin olmaması krallık ve sık sık yapılan ihtilaller ile iktidara gelen askeri yönetimlerinde ABD tarafından yönetilmesi işi kolaylaştırmaktadır. Neticede bölgede ABD kontrolü sağlanmış durumdadır.
Bütün bu kargaşanın ve savaşların giderilmesi şimdilik mümkün görülmemektedir. Bu konuda, makes bulacağını zannetmemekle birlikte naçizane görüşümü ve düşüncemi aşağıda arz ediyorum
Petrol, gaz, metal, tatlı su,… gibi insan zeka ve gücü ile oluşmayan, tanrı vergisi yeraltı kaynaklarının, dünya mirası veya dünya malı kabul edilerek, bütün dünyaya adil biçimde dağıtılmasının savaşları önleyeceğini zannediyorum.
Dağıtım da, toprak sahibi devlete, yer altı kaynağı bulan devlet, firma veya şahıslara harcama ve kar paylarının verilmesi; kalan miktarın dünya insanlarına eşit biçimde dağıtılması şeklinde olmalıdır. Üzerinde düşünülmesini arzu ettiğim pirimitif görüştür. Adil bir dağıtım konusunda fikir ürütecek kimselere teşekkürlerimle.
Post Views: 27
