MUSTAFA SAADET
Son günlerde bazı soydaşlarımızın gerek Ukrayna’ya giderek, gerekse Ukrayna’nın İstanbul konsolosluğunu ziyaret ederek görüşmeler yaptığına dair haber ve fotoğraflar sosyal medyada bolca yer aldı. Edinilen bilgilere göre Ukrayna parlamentosunun Çerkes soykırımını tanıması istenmektedir.
Çerkes soykırımı 1864 tarihlidir. Ukrayna’nın Çerkes soykırımını tanıma girişimi, neden 159 sene sonra 2023 yılında dile getirilmeye çalışılmaktadır?
159 yıllık tarihi geçmişi kısaca irdeleyerek, kararı sayın soydaşlarımızın vermesinin doğru olacağı kanaatindeyim.
1991 yılına kadar Ukrayna, SSCB’nin en etkili cumhuriyetlerinden birisi idi. Hatta Stalin’den sonra SSCB lideri olan Nikita Kuruşçev Ukraynalı’ydı ve çok güçlü bir liderdi. O kadar ki, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ayakkabısını çıkartarak masaya vurmuş ve herkesin kendisini dinlemesini sağlamıştı. O tarihte neden Ukraynalı Kuruşçev soykırımı tanıyıp tazminat ödemedi?
Aynı senaryo Gürcistan’da da yaşandı. Gürcistan, SSCB’nin etkili cumhuriyetlerindendi. Gürcü asıllı Edvard Şevardnadze uzun süre SSCB’nin Dışişleri Bakanlığı’nı yaptı. Etkili bir isimdi ama Çerkes Soykırımı’ndan hiç bahsetmedi.
SSCB’ye üye bu iki etkili ülke ne zaman ki yeni kurulan Rusya Federasyonu ile anlaşmazlığa düştüler, soykırım akıllarına geldi. Gürcistan soykırımı tanıdı, Ukrayna da tanıma yoluna girdi. Tanımanın gizli sebebi, Abhazya Savaşı’nda Abhazlar’a Kuzey Kafkasyalı kardeşlerinden gelen yardımı durdurmak; ve şimdi de Ukrayna’da savaşan Kafkas kökenli gönüllülerin savaşa katılmasını önlemektir.
Günümüzde, bireysel geliri yıllık 40-50 bin doların üzerinde olan batılı ülkelerin vatandaşları ”Vicdani Red“ savunuculuğu yaparak savaşa gitmemektedir. R.F.’da da bu inançla Rus vatandaşları savaştan kaçtıkları için, Rusya paralı askerlerle Ukrayna savaşını sürdürmektedir. Paramiliter güçler, fakir ülke vatandaşları veya Çerkesler gibi şahsi kahramanlığı seven kimselerden oluşuyor.
Tarihimiz incelendiğinde; şahsi kahramanlık egosu yüzünden çok kaybımız oldu. Mısır’daki hemşerilerimiz dünyanın en gelişmiş silahlarına sahip Napolyon ordusuna atlı (Şıvı) olarak karşı koymaya kalktı ve telef oldu, Napolyon’u bile yenen Rus ordusu ile eğitimsiz, silahsız milislerle savaşmaya kalkan Şeyh Şamil, esir edilip Moskova’ya götürülürken Rusya’nın ne kadar büyük bir ülke olduğunu itiraf etmiştir.
Yakın tarihimizde Cahar Dudayev çok daha üstün bir güce karşı durmuş ve başarılı olamamıştır.
Keza bireysel kahramanlıkları tartışılmaz olmakla beraber Çeçen liderlerin hepsi ortadan kaldırılmıştır.
Savaşlar artık kahramanlık ile değil, diplomasi veya güçlü silahla kazanılabilir hal almıştır. Nitekim silah gücü yüksek R.F.’nun önce Kırım’ı ilhak etmesine, sonra Gürcistan’a saldırısına NATO ve batılı ülkeler ses çıkarmamıştır. Ne zamanki Ukrayna saldırısından sonra sıranın kendilerine geldiğini anlayan Almanya, Polonya, Hollanda… gibi ülkeler silah ve para yardımı yağdırmış, senelerdir NATO’ya üye olmayan İsveç ve Finlandiya üye olmak için büyük bir çaba göstermiştir.
Bu tip yardımlar 1864 öncesinde Çerkesler’e yapılmış olsaydı herhalde soykırımı yaşamazdık.
Diğer bir olgu da, Gürcüler, Ermeniler, Azeriler, Rusya ile anlaşma yolunu seçtikleri için soykırım yaşamadılar, nüfuslarını korudular ve şimdi de bağımsız ülkeleri var. Çerkesler de Osmanlı’ya ve Batı’ya güvenmeden anlaşma yolunu tercih etmiş olsalardı, şimdi 30-40 milyonluk nüfusa sahip bağımsız bir ülke durumunda olabilirdi.
Üzücü olan bir durum, bazı hemşerilerimizin derneklerimizde zaman zaman yapılan istişare toplantılarında ayağa kalkıp, yüksek sesle günümüzde de Şeyh Şamil politikasının uygulanması gerektiğini savunmalarıdır.
Son söz: “Bize gerekli olan bireysel egoizmden kaynaklanan düşünce değil, toplumsal diplomatik düşüncedir.”
Post Views: 33
