TRAVMA, EN ÇOK KORKU OLARAK DIŞA VURUR

MURAT ÖZDEN

Değerli okuyucularım;

Bu yazımızda Travma, Toplumsal Travma ve Çerkeslerin Toplumsal Travması üzerine bir yolculuk yapacağız.

Travma; bireyin fiziksel ya da ruhsal bütünlüğünü tehdit eden, dehşet, çaresizlik ve korku yaratan, başa çıkma mekanizmalarını aşan, ani ya da uzun süreli (kronik) olayların bıraktığı derin izlerdir. Doğal afetler, kazalar, şiddet ya da kayıplar gibi olaylar, bireyde şok, inkar, öfke, depresyon ve fizyolojik belirtiler (çarpıntı, titreme korku) gibi kalıcı etkilere yol açabilir. Fiziksel Travma; vücut bütünlüğüne zarar veren kazalar, düşmeler, yaralanmalar Psikolojik ya da Duygusal Travma; Zihinsel yada duygusal yapıyı bozan büyük Travmalar (Deprem, Savaş gibi) ya da küçük travmalar (Uzun süreli stres, mobbing gibi) Karmaşık Travma; uzun süreli kaçışın olmadığı durumlar (istismar, esaret gibi) Travmanın tarifinde belirtildiği gibi; kişinin başa çıkma mekanizmalarını aşan durumlara yardımcı olmak için psikoloji, psikiyatri ve psikanaliz gibi bilim dalları ortaya çıkmıştır. Travma yaşayan kişiler hasta olduklarını kabul ederek yardım almayı kabul edip, yaşadıkları travma ile yüzleşirlerse, yaşadıkları travmayı aşıp normal hayatlarını yaşamaya devam edebilirler. Eğer travmaları ile yüzleşmeyi reddederlerse ömür boyu hasta ve kişiliksiz olarak yaşamaya devam ederler.

***

Toplumsal Travma; Bir toplumun tamamını ya da belirli bir kısmını etkileyen sarsıcı olayların (Savaş, deprem, ekonomik çöküntü, soykırım, zorunlu sürgün gibi) yol açtığı ortak acı, kaygı, korku ve belirsizlik halidir. Tabi ki Toplumsal Travma’dan kurtulup kişilikli bir toplum haline gelebilmek mümkündür. Ama bireysel travmaya göre toplumsal travmadan kurtulabilmek çok daha zordur. Çünkü bir kişinin travmasını aşabilmesi ile yüzbinlerce hatta milyonlarca kişinin travmasını aşabilmesi arasında büyük uçurumlar vardır. Çünkü toplumsal travmasıyla yüzleşmek için öne çıkan bir kişi hemen çoğunluk tarafından dışlanacak ve yalnız bırakılacaktır. Doğal afetler dolayısıyla oluşan toplumsal travmaların aşılması nispeten daha kolaydır. Ancak insan eliyle yaratılan toplumsal travmalarla baş etmek daha zordur. Soykırım, zorunlu sürgün, inkar, imha ve asimilasyon politikaları sürdüren devletlerin yarattığı toplumsal travmalarla baş etmek hiç de kolay değildir. Ancak bu mümkündür. Çünkü hiç bir zulüm sonsuza kadar devam edemez. Bunun bilincine varan insanların arkasında durarak, toplumsal dayanışma ve yüzleşme ile toplumsal travmalar aşılabilir. Sorununu görünür kılarak insanlık aleminden yardım isteyen toplumlar hem destek görmüşler, hem de travmaları ile yüzleştikleri için korku duvarını yıkarak kimliklerini yeniden inşa edebilmişlerdir.

***

Çerkeslerin toplumsal travmasına gelecek olursak: İki nokta üst üsteden sonra konuya girecektim ama, hemen birilerinin “sen Çerkeslere Hasta diyerek hakaret ediyorsun“ dediklerini duyar gibi oluyorum. Çünkü elli yıllık gözlemlerim ve okunmalarım bana Çerkes Halkının Toplumsal Travmasını aşamamış diasporik bir millet olduğunun bütün emarelerini taşıdığını gösteriyor. Savaş, soykırım ve defalarca sürgün görmüş, ağır bir ideolojik saldırı altında zorla Türkleştirilmeye çalışılarak asimilasyon, inkar, imha ve aşağılama politikalarına tabi tutulmuş bir milletin ferdi olan kişilerin ve toplumun travma yaşamaması mümkün değildir. Travma yaşayan bir çok kişinin hasta olduğunu kabul etmemesi gibi Çerkesler de başlarına geleni gizleyip “asil, zarif, kahraman” olduklarını söyleyerek kendilerini kandırırlar. Mesela düğün, dernek, yemek, festival, cenaze, eğlence olduğunda bir araya gelmek için yarış halinde olan Çerkeslerden; haydi Çerkesler için toplumsal bir talep dile getirelim dediğinizde kimseyi yanınızda bulamazsınız. Oysa vatanını kaybetmiş, özgürlüğünü kaybetmiş, kimliğini kaybetmiş bir halktan oynamak dışında bir tepki alamıyorsunuz. Dünyanın her yerinde aşağılanan, toplum dışında bırakılan ve ağır bir yoksulluk yaşayan Romanların travmaları ile başedebilmek için sadece oynadıkları gibi Çerkesler de sadece oynayarak travmaları ile baş etmeye çalışıyorlar. Oysa çok ağır sorunları olan Çerkeslerin, kahraman savaşçı atalarına layık olabilmek için, travmaları ile baş etmelerinin birinci şartının meselelerini “görünür kılmak” olduğunu anlamaları gerekiyor. Bunun için; yazının başında belirttiğimiz Travma en çok korku olarak dışa vurur demiştik. İşte bu korku duvarını yıkmanın yolunun, meydanlara çıkıp bağırmak, sorunlarımızı dünyayla paylaşmak ve iyi insanların desteğini istemekten geçtiğini öğrenmemiz gerekiyor.

Post Views: 21

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir