MURAT ÖZDEN
1984 yılında hapse girdiğimde, hayli gecikmiş bir siyasi mahkumdum. 12 Eylül askeri darbesi sol, demokrat sosyalist ve devrimci kesimler üzerinden bir buldozer gibi geçmişti.
1979 yılında yayınladığımız küçük bir kitap için açılan dava dört yıl sürmüş ve mahkumiyetle sonuçlanmıştı.
Bir “Çerkes Bölücüsü” olarak yakalandım ve hapse girdim. Tabii o dönemde dışarıda olmak da, içeride olmak kadar zordu. Dışarıdaki baskılar ve her an yakalanma korkusu insanı boğuyordu. Sağmalcılar sivil cezaevinden içeri girdiğimde, kendimi tüy gibi ferahlamış ve huzurlu hissetmiştim. Sağmalcılar sivil cezaevinin siyasi koğuşuna girdiğimde, karşılaştığım dost yüzlerden biri de, üniversiteden çok sevdiğimiz
değerli demokrat hocamız İşletme Fakültesi dekanı Prof. Melih Tümer’di. 12 Eylül askeri rejiminin açtığı en önemli davalardan biri de “Barış Davas” idi. Hocamız Melih Tümer de bu davanın sanıklarındandı. O dönemde Türkiye Barış Derneği Nobel Barış ödülüne aday gösterilmiş ve koğuşumuzda çok büyük bir heyecan yaşamıştık. Ancak o yılki Nobel Barış Ödülü, Güney Afrikalı Rahip Desmond Tutu’ya verilmişti. Desmond Tutu’ya çok sinirlendiğimizi anımsıyorum şimdi.
Rahmetli Melih Tümer Hocamla birlikte sık sık attığımız voltalardan birinde, “Muratcığım benim eşim Fransız, kızım da şu anda Brüksel’de NATO’da görevli. Ben onlara bir insanın sadece barışı savunduğu için, hapiste olabileceğini izah edemiyorum. Yoksa senin başka suçlarında mı var diye şüpheleniyorlar” demişti.
Ah sevgili hocam, aradan tam otuz yıl geçti.
12 Eylül askeri rejiminde, barış isteyenleri hapsediyorlardı. Ama şimdi yüzlercesini birden öldürüyorlar.
Geldiğimiz nokta ne kadar acı değil mi hocam?
***
10 Ekim 2015 insanlık tarihine, barışa kıyılan kara ve kanlı bir gün olarak geçti.
Devlet Demokratik Haklarını kullanan insanları korumakla görevlidir. Bu görevi yerine getirmeyen ve yurttaşlarını korumayan devlet bu olayın sorumlusudur. Her şeyi bilen, her olaya müdahil olan devletin istihbarat örgütünün bilgisi dışında Ankara’nın göbeğinde böyle bir katliamı gerçekleştirmek mümkün müdür?
1 Mayıs 1977 katliamından bu yana, binlerce faili meçhulü bulmayan devletin bu katliamı da aydınlatacağına inanmıyoruz.
12 Eylül 1980 öncesinde olduğu gibi, ülkede terör yoluyla darbe ortamını hazırlamış olanların yaptığını tekrarlamak isteyen, iktidar sahiplerine “zulm ile abad olanın sonu berbad olur” atasözünü hatırlatmak isteriz.
Tüm Türkiye Halkları’nın başı sağ olsun.
Barışa kıyanlar değil, barışı savunanlar kazanacak!
Post Views: 20
