MURAT ÖZDEN
Sevgili Halkım!
Soyunun kırılıp, anavatanından zorla sürülüşünün üzerinden tam 148 yıl geçti.
Yani birbuçuk asır.
Yüzelli yıl insanlık tarihinde uzun bir süre olmamakla birlikte, kısa bir zaman da değil.
Bu sürede kendine dair yaptıklarının karnesi çok zayıf sevgili halkım.
Yıllar yılı başına gelenlere bir isim bile koyamadın.
Belki de geleneğin gereği başına geleni söylemeye utandın
“Biz göç ettik” dedin.
Sözde thamatelerimiz öyle bildirdiler.
Çünkü, soykırımcıların ve asimilasyoncuların çıkarları öyle gerektiriyordu.
Çünkü, uluslararası hukukta, göç edenlerin hak talep edecek bir dayanağı yoktu.
Ama sürgün ve soykırım bir insanlık suçuydu.
Bu suçu işleyenlere bedel ödetiyorlardı.
Onun için, içinden çıkan işbirlikçiler ısrarla sürgün ve soykırım demeni engellemeye çalışıyorlar utanmadan !
Bu işbirlikçiler sersem ettiler seni sevgili halkım.
Rusyanın bir suçu yokmuş(!)
Osmanlının bir suçu yokmuş(!)
Türkiyenin bir suçu yokmuş(!)
Bu durumda suçlu sen oluyorsun sevgili halkım.
Ruslar bizi öldürdüyse, biz de onları öldürmüşüz, onun için suçluymuşuz.
Seni Yugoslavya’dan Irak’a kadar dağıtıp, hemen cephelere sürüp, ayakbastı parasını kan olarak tahsil eden Osmanlı’nın da hiçbir suçu yokmuş.
Okullarını, derneklerini kapatıp dilini yasaklayan, köylerini süren, sana hain damgası vurup aşağılayan, asimile edip yok eden Türkiye’nin de hiçbir suçu yokmuş.
Yıllar yılı kandırdılar seni sevgili halkım.
Büyük felaketin üzerinden 125 yıl geçtikten sonra ancak sürgün diyebildin.
Sonra birileri Kefken’de sürülenler için anıtmezar yapmaya çalışırken, bazıları buna şiddetle karşı çıktılar.
Daha sonra Kızkulesi’nin karşısından denize karanfiller atılmaya başlandı, birileri buna da şiddetle karşı çıktılar.
Sonunda yürekli gençler gerçek muhatap olan Rusya’nın yüzüne haykırmaya başladılar suçlarını.
Önce birkaç kişi, sonra yüzler, sonra binler haykırmaya başladı 21 Mayıslarda.
Taksimden Rus Konsolosluğuna yürüyüp haykırmak, protesto etmek, hesap sormak, haklarının peşine düşmek, dirilişin ve mücadelenin bayrağını yükseltmek 21 Mayısların anlamı haline geldi.
Ama bu protestoları küçültmeye çalışanlar, Rusya’nın yüzüne haykırmaya korkuyorlar. Onun için seni sahil kenarlarına yönlendirerek, cürmün sahibine görünmeden, onu incitmeden “durumu idare etmeye” çalışıyorlar.
Hayatın canlandığı Mayıs ayı Çerkes Halkı için yas ayı, ölüm ayı, sürgünde ölenleri anma ayı ve günü olamaz!
Artık 21 Mayıslar mücadelenin işaret fişeğidir !
Direnişin ve mücadelenin sembolüdür 21 Mayıslar !
Ama sevgili halkım, diğer diyasporik halklara göre sen henüz çok gerilerdesin.
Aradan 150 yıl geçtikten sonra soykırım diyebilip, mücadele ateşini yeni yaktın.
Sadece 21 Mayıslarda protesto edip, 364 gün beklemek yetmez.
Artık 7 gün, 24 saat, 365 gün 21 Mayıstır.
Bize artık hergün 21 Mayıstır.
Bize artık her yer Çerkesya’dır.
Bundan sonra korkması gerekenler soykırımcılar ve asimilasyonculardır.
Siyasallaşmış Çerkes hareketi, dünyanın heryerinde Rusya’ya meydanı dar edecektir.
21 Mayıslar mücadele ateşi olarak yakılmış ve bundan artık geriye dönüş yoktur!
20 Mayıs, saat 13.00’de kol kola, omuz omuza Taksim’deyiz!
Yaşasın Çerkes Kalma mücadelemiz!
Post Views: 23
