AHMET ALTUNOK
Hastaneye vardığımda yoğun bir kalabalıkla karşılaşacağımı umuyordum ama çevrede pek kimseleri göremedim.
Muhtemelen yoğun bakım katındadırlar diye düşünerek beşinci kata çıktığımda maalesef orada da kimseler yoktu. Görevliye hastanın yakını olduğumu ve ziyaret etmek istediğimi söyledim. Ziyaretin gündüz saatlerinde olduğunu söyledi ise de ısrarım karşısında Kadriye Ablayı ekrandan görmeme izin verdi.
***
Ertesi sabah ziyaret saatindeki manzara da akşamdan çok farklı değildi. Koridorlar yine bomboş…
Saat onbir olup görevli Kadriye Abla’nın ismini anons ettiğinde benim dışımda bir kişi daha vardı; sevecen, vefalı bir hanımefendi. Beni görünce o da çok sevindi. Dertleştik. Geçmişinden bahsettik Kadriye ablanın ve toplumumuzun vefasından…
***
Kuşkusuz iletişimin ve Facebook’un başka toplumlara olduğu gibi bizim toplumumuza da kazandırdığı ve kattığı çok şeyler var. Peki, ya kaybettirdiklerini hiç düşündük mü?
***
Kadriye Ablayı çocukluğumdan beri tanırım. İstanbul Fatih’ten yakın komşumuzdu. İnançlı, yürekli xabzeyi bilen örnek bir Çerkes kızıydı. Çantasından seccadesini eksik etmediği gibi, ape pışınesi de evinin başköşesinde idi ve çok güzel çalardı. Birçoğumuzun düğününe iştirak etmiş, onurlandırmıştır. O herkesin Kadriye Ablasıydı. Toplumumuzda onu tanımayan çok az kişi vardı. Cenazesi uğurlanırken sokakta bulunanlar bir elin parmaklarını geçmeyecek kadardı. Bir kaç vefalı arkadaşı başları öne eğik, cenazeye mi, vefasızlığa mı üzülüyorlardı anlaşılamıyordu.
***
Gelelim Facebook Çerkesliğine…
Kendisini toplumun önünde gördüğümüz bir abimiz “Kadriye Ablanın Ardından” diye bir yazı yazmış ve görevini tamamlamıştı.
Sadece o mu?
O yazının altına yorum yapanlar…
Yüzlercesi, “kalemine sağlık abi”, “ne güzel yazdın abi”, “iyi ki varsın” türü iltifatlarla “kısa yoldan” yükümlülüklerini yerine getirmişlerdi…
Geldiğimiz son nokta bu.
***
Sadece sen ölmedin Kadriye Abla, Çerkesliği ‘de beraberinde götürdün.
Başımız sağ olsun…
Post Views: 33
