Islık Çalmak İstiyorum

KUŞHA FARUK ÖZDEN

Çocukluğumuzun Uzunyaylası’nda yaz geceleri bir başkaydı.

Geceyi gündüz gibi aydınlatan dolunay ışığında oynanan oyunların tadı ise hala damağımızda…

Akşam yemeği aceleyle yenir, sonra kulaklar kirişte toplanma işaretimiz olan ıslık sesi beklenirdi. Islığı toplanma yerine ilk gelen çalardı. Ardından evlerden bir koşuşturma başlar ve çocuklar nefes nefese toplanma yerinde bir araya gelirdi…

Bazılarının gelmeleri ile gitmeleri bir olurdu. Alelacele gelirler, evden izin alamadıklarını haber verip aynı hızla geri dönerlerdi.

O zamanlar randevularımıza daha mı sadıktık ne?

Bazıları hiç gelemezdi. Ya erkenden zılgıtı yemiş oturmuşlardır aşağı, ya da gündüz oynanan oyunların yorgunluğu ile sızıp kalmışlardır ki ne ıslık duyacak halleri kalmıştır, ne de başka bir şey.

Ay batmaya yakın ortalık kararmaya durunca da dağılma saatimiz gelmiş demekti. Ortalık zifiri karanlığa kesmeden bir an önce evlere gitme telaşına girerdik bu sefer.

Hele ev yolunda boş bir ev varsa, hele bir de virane ise… Esas korku o zaman başlardı.

Korktuğu tahmin edilenlere bir bahane ile eşlik edilirdi. Eşlik eden de korkardı belki ama yiğitliğine halel getirmemek için hiç renk vermezdi. Arkadaşını bıraktıktan sonra ellerini cebine sokar, kafasına göre bir türkü tutturur, güya korkmadığını kanıtlamak isterdi.

Bazen kesik kesik bir öksürük bölerdi türküsünü. Komşulardaki misafirin yanından gelen amcasının öksürüğü olurdu bu mesela. Hatırlıyorumda, köyün yaşlılarının öksürükleri de birbirine benzemezdi. Biz çocuklar herkesi öksürüğünden tanırdık. Her zaman içtiği tatlı sert sarma tütünün yerine misafirin “Yenice”sini karıştırmak öksürük yapmıştı belli ki.

Sahi yaşlıları öksürüklerinden tanıdığımız çocukluğumuzda algılamalarımız mı daha güçlü idi yoksa biz mi daha mı dikkatliydik acaba?

Kim bilir?

***

Çocukların ele avuca gelmesi, ebeveynler için de gizliden gizliye bir övünç kaynağı olurdu. Erkek çocuklar tarlada-tapanda büyüklerin yardımcısı; kızlar ise ev işlerinde annenin yanıbaşında bulunurdu.

Büyük ailelerde çocuklar biraz daha başıboş kalırdı. Amcalardan birisi erkek çocuklarla, yengelerden birisi de kız çocuklarla ilgilenirdi.

***

Geçen pazar günü Taksim’deki “Hocalı” mitingi ile ilgili yorumları okurken yine çocukluğumun Kayseri’sine döndüm.

Yanlış hatırlamıyorsam oturduğumuz mahallenin adi Hacı Mehmet Ağa Mahallesi idi. O zamanki adı ile At Pazarı Civarı diye geçerdi. Sonradan adının Un Pazarı olarak değiştiğini duydum. At Pazarı’ndaki Erciyes İlkokulu’nda 3 ve 4. sınıfları okudum.

Sınıfımızda sayısını tam hatırlayamadığım 5 veya 6 Ermeni öğrenci vardı. Biraz mahsun, biraz çekingen ve de ürkektiler. İsimlerini hatırlamıyorum şimdi.

Kızlardan birinin kızıl saçları vardı ve tek örgü yapardı.

Diğerinin saçları simsiyah, gözleri ise mavi idi.

Din dersine katılmazlardı.

Erkeklerden birisi bazen din dersine katılır, bizimle namaz surelerini ezberlerdi.

Kızlar teneffüslerde pek kimse ile konuşmazlar oyun oynayanlara da karışmazlardı. Öyle beklerlerdi bir kenarda.

Köyden yeni geldiğimizde benim de arkadaşım yoktu, ben de beklerdim bir kenarda. Yavaş yavaş sınıfa alışıp, ortama ısınmaya başlayınca dikkatimi çekti Ermeni çocuklar. Ben artık oyunlara katılmaya başlamıştım, fakat onlarda aynı ürkeklik devam ediyordu.

Eve gelip Ermeni çocuklardan bahsettiğimde annem onların iyi insanlar olduğunu ve çok acı çektiklerini anlatmıştı. Kendi köylerinde o yıllara kadar Ermeni ailelerin olduğunu, hatta babasının Ermeni çocuklarla büyüdüğü için Ermenice’yi bildiğini de anlatmıştı.

***

Bir gün sınıfta öğretmen meraktan olmalı sordu:

– “Sen Çerkes misin?”

– “Evet” deyince de Çerkesçe konuşup konuşamadığımı sordu,

– “Konuşuyorum” dedim.

Bu seferde “ekmek ne demek?” “su ne demek?” diye basit bir sınavdan geçirdi beni.

Bu olaydan sonra Ermeni sınıf arkadaşlarımla iletişimim arttı. Belki benim de soykırım ve sürgüne uğramış, aynı kadri yaşamış bir halktan olmamdı iletişimimizin artmasına sebep olan.

Her neyse, bilemeyeceğim.

***

Aradan bunca sene geçtikten sonra tekrar çocukluğuma dönmek istiyorum; yaz gecelerinde dolunayda köyün çocuklarını ıslıkla oyun oynamaya çağırdığımız çocukluk günlerime…

Ve ciğerlerime olabildiğince hava doldurup, bir kez daha ıslık çalmak istiyorum 29 Nisan’da Kayseri Fuar Önü’nde toplamak için herkesi.

Öyle ki, geceyi yırtar gibi bir ıslık olmalı bu seferki, herkes duysun ve toplansın ki çocuklarımızın Çerkes kimliğiyle geleceğe yürümesini sağlayabilelim…

Post Views: 29

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir