Bir Kere Zerdüştlük Kürtlerden Çok Çerkesleri İlgilendirir!

BALKAR SELÇUK

Çünkü anavatanı Kafkasya’dır. Dahası Zerdüşt dinini Mezopotamya’ya getiren Medler Çerkesya’nın Meotlarından başka bir halk değildir. Bir yerde Med-Meot kabilesi varsa, orada Sindler de vardır diyebiliriz. Zaten Sindler eski Çerkesya’da Meotlarla sınırdaştılar. Mezopotamya’da ise Botan bölgesinin(Şırnak-Cizre civarı) en eski adı Sindia’dır. Botan bölgesinde bugün hala Sindi Kürtleri yaşar. Çerkesler’de ise mesela Khabardeyler arasında Sindıko (Şındıko) lar yani Sind oğulları yaşamaktadır. Bir de Çerkesya’nın Brakayları işte Mezopotamya’nın da Brukileri var. (Daha geniş okuma için bkz. Aytek Namitok Çerkeslerin Kökeni I. II. Kaf-Dav Yayınları.)

Nereden çıktı bu Zerdüşt hikayesi demeyin.        Konu önemli, çünkü Başbakanımız iki de bir Zerdüştlüğe bir Yezidiliğe bindirip duruyor. Aslında konuyu gündeme taşıyan asıl olay, siyasal Kürtçülerin (Ayrılıkçı ya da Yurtsever mi desek daha doğru olur acaba?) Zerdüşt dinini gündeme taşıması, ritüellerine göndermeler yapması, hatta hafazanallah Kürt halkının hepsinin bir şekilde Zerdüşt olabilitesi tehlikesinin yaşanmasıdır.

Ben siyasal Kürtçülerle Başbakan arasında geçen tartışmalarda bir ölçü, bir sınır göremediğimden ve iki tarafın da birbirine olan nefretinin had safhada olduğu gerçeğinden hareketle konuyu PKK-KCK-Başbakan bağlamındaki içeriğinden ayrı ele almayı düşünüyorum.  Bizim açımızdan ne Zerdüştlüğün diriltilmesi çalışmalarının, ne de onu kitapsız bir din olarak yaftalayan ve siyasal bir argüman olarak hasmını zorda bırakmak amaçlı söylemselleştirilmesinin bir önemi yok.

Ancak:

1-Zerdüştlük kitapsız bir din değildir.

2-Sadece Kürtlerin ulusal dini falan hiç değildir.

3-Özüne bakılırsa bir din de değildir.

4-Kökeni Mezopotamya değil Kafkasya’dır.

Misyonerlik Tehlikesinden, Zerdüştlük Tehlikesine İktidarın Din Takıntısı

Aslında konu Türkiye de iktidarın sürekli olarak dini bir politika aracı olarak kullanmasıyla alakalı. Çünkü hatırlayabileceğiniz gibi Kemalist Devlet bir operasyonel dönemde yani son 15-20 yılda Hıristiyan misyonerliğini Türkiye için tehlike olarak afişe etmişti. Hatta koskoca Milli Güvenlik Kurullarında konu tartışılmıştı. Ama bu fos çıktı. Türkiye’de misyonerlik vardır ama bu bir tehlike değildir çünkü.

Şimdi İslamcı Devlet dönemindeyiz ve zaman ve zemin gereği Zerdüştlük tehlikesine dikkat çekiliyor. Ki böyle bir tehlike yok aslında. Sadece Siyasal Kürtçülüğün Türk-İslamcı olan her şeye bir alternatif yaratma politikasından kaynaklanan Zerdüştlük vurgusunun yarattığı antipati söz konusu.

Zerdüştlüğün miadı dolalı bin yıllar oluyor ve şu devirde ondan bir din çıkmaz. Hatta Zerdüşt’ün bizzat kendisi bile gelse korkulan olmaz. Kimse onu iplemez. Çünkü artık kitlesel olarak din değiştirme çağı geçeli yüzyıllar oluyor. Hele ki Kürtler gibi Araplardan sonra ve Türklerden önce Müslüman olan bir halk için böyle bir tehlike söz konusu bile değil. Ama başta da dediğim gibi Zerdüşlük bir siyasal duruştur, din değil. Tıpkı Nervuzun bir bayram değil siyasi inşa faaliyeti olması gibi bir şey yani. Siyasal  Kürtçülük, ihtiyaç hasıl olduğu için böyle bir Zerdüştlük vurgusu yapıyor o kadar.

Zerdüştlük Bir Din Değil, Mitolojik Teksttir Ancak!

Milliyetçiliklerin ‘Kutsal Kitapları’ da mitolojik tekstlerdir. İşte bu nedenle Kürt milliyetçiliğinin kendi seküler teolojisini kurması için Zerdüştlüğe ihtiyacı vardır. Türk milliyetçileri için Ergenekon nasıl bir stereotip ise Kürt milliyetçiliği içinde Zerdüştlük öyle bir maniveladır. Mitolojisini kutsamayan milliyetçilik olmaz. İşte Kawaa’lar, Zarathuştralara yapılan gönderme dinsel metafiziğin bir şekilde dışlanmasına karşın seküler bir ‘metafizik’ olan mitolojilerin milliyetçilik tarafından kutsanması durumuyla karşı karşıyayız. Bundan da bir kaçış yok gibi. En azından milliyetçilikler açısından durum bu. Bir de devlet ya da hükümet din konusunda alıcıları açık olduğundan olsa gerek, siyasal Kürtçüler de bu alanda da kendilerini farklılaştıracak referansları bulmakta zorlanmıyorlar zaten.  Ama yeri geldiği zamanda aynı kişiler “biz Türklerden bile önce Müslüman olduk” demektedirler. Hasılı, konu dini değil, tamamen siyasidir…

Çerkes ve Kürt Mitolojisi Üzerine Bir Etüd İçin Prolog

Yukarıdaki dört maddeyi açacak olursak her halde Zerdüştlüğün Zent-Avesta adlı bir ana metne, yani kitaba dayandığını söylemek yerinde olur. Ancak bu kitabın İslami anlamda hak kitap olup olmadığı tartışılabilir. Dinler sanılanın aksine çok daha eski tradisyonlardan tekrar tekrar doğar ve bazı tradisyonlar birden çok din doğurabilir. Mesela İbrahimi Gelenek yani İbrahimi Tradisyon üç din doğurmuştur: Yahudi Dini, onun bir mezhebi olarak doğan ve sonra müstakilleşen Hıristiyanlık ve İslamiyet. Bu dinlerin ilk atası olan kişi yani İbrahim bir Keldanidir. Ama Keldaniler ne Müslüman, ne Hıristiyan ne de Yahudidir.

Zerdüştlüğün ne olduğunun iyi anlaşılması için şu Kürt ve Çerkes mitolojilerinin birlikte ele alınması şarttır. Zaten Türkiye’de mitolojisi bir birine benzeyen iki halk Kürtler ve Çerkeslerdir. Bunun nedenlerinden sadece birisi olarak Med-Meot-Sind kabilelerinin aynı anda hem Çerkesler hem de Kürtlerin ataları arasında yer alması gösterilebilir.

Bu konuya şimdi girmeyi düşünmüyorum. Ancak gelecek zamanlar için bir Çerkes ve Kürt mitolojisi etüdü kendisini dayatıyor.   Yine de okuyucuların aşağıdaki kitapları kurcalamaları onlara fikir verecektir. Sonra belki oturup Zerdüştlüğü tartışabiliriz.

Aytek Namitok : ‘Çerkeslerin Kökeni’

Cemşit Bender: ‘Zarathuştra’

Mehmet Fetgeri Şoenü ‘Tüm Makaleleri’

Bir İki Not:

Kawaa: Kawaa’lar Kürt mitolojisinde ve aynı Anda Abhazların mitolojisinde ve kültüründe önemli yere sahiptir.

Zerdüşt’ün mezarı Kafkasya’dadır.

Zerdüşt tanrısının adı Ahuramazda, Ahuramazd. Orzamazd gibi okunuşlara sahiptir. Bu adın Orzamac, Orzemec yani Wezırmes olduğu açıktır.

     Demirci Kawaa’nın Nart Tlepşle, Titrek Kawaa’nın ise Kun İpa Çüç (Abhaz Mit.) ile aynı karakterler olduğu açıktır.

     Bize göre Zerdüştlük Mezopotamya ya indikten sonra dinsel bir kimlik kazanmıştır. Kafkasya ve Çerkesya pratiğinde Zerdüştlüğün bir din olmadığı açıktır. Bu konu tartışmaya açıktır ve tartışılmalıdır da.Esasen din olgusunu insanlığa armağan edenler Yahudilerdir. Yani bildiğimiz anlamda din Yahudilikle başlamıştır. Ondan öncekiler din gibi algılansa da din değildir. Başka bir şeydir.

     Konuyu ileriki yazılarda etüd etmek üzere… Kalın sağlıcakla..

Post Views: 36

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir